Balıkçı teknesinde 28 saat: Hoş geldin balık!

21 Ekim 2016
baluk

Av yasaklarının bitmesi, balık sezonunun açılması bizim için yiyeceğimiz lezzetli ve taze balıklar demek. Ama ekmeğini denizden çıkaran balıkçılar için günlerce kara yüzü görmemek, yorgunluk, uykusuzluk, hatta sakatlanma ya da ölüm tehlikesi demek… 28 saatliğine onların arasına katılmak yetti, balığın ne zorluklarla soframıza geldiğini anlamak için. “Ağları attık, anılar doldu” ve işte geriye kalanlar…

Hazır av yasakları bitmiş, balık sezonu açılmışken bir balıkçı teknesine binelim, Boğaz’dan denize açılalım ve ekmeğini denizden çıkaran balıkçıların yaşadıklarına tanıklık edelim istedik. Tam da palamut zamanıyken… Üstelik bu kadar bol ve ucuzken… Aramadığımız balıkçı, konuşmadığımız kaptan kalmadı neredeyse. Herkes İstanbul dışındaydı. Sinop, Karadeniz Ereğlisi, Kefken, Bandırma… Palamutların peşinden gitmişler gidebildikleri kadar… Ne zaman dönecekler belli değil! Tam ümidi kesmişken, Rumelihisarı’ndan gelen müjdeli haberle düştük yollara. Bir saat içinde denize açılıyorlardı, hiç vakit kaybetmeden attık kendimizi tekneye. Akşamüzeri çıkıp gece yarısı ya da en kötü sabah erkenden döneriz diye düşünüyorduk. Öyle olmadı. Tam 28 saat sonra karaya ayak basabildik. Ama unutulmaz bir 28 saat geçirdikten sonra…

Bu Yıl Balık Bol Olacak
28 Eylül Perşembe günü saat 17:00’de Sarıyer Rumelifeneri’nden biniyoruz Zelkef Kaptan’ın balıkçı teknesine. Kaptan köşküne çıkıyor ve kaptanla tanışıyoruz hemen. Zelkef Yalçın, 36 yaşında. Aslen Rizeli ama doğma büyüme Rumelifenerli. Baba mesleği balıkçılık. 26 yıldır yani 10 yaşından bu yana denizlerde. En alttan başlamış çalışmaya, teknede her işi yapmış. Çekirdekten yetişmiş yani. 10 yıldır da kendi teknesinin kaptanı. “Gecemiz gündüzümüz yok bizim. Hava iyi olduğu sürece her an denizdeyiz. Evimiz burası” diyor.

Deniz çok dalgalı, tekne fena sallanıyor. “Bu da bir şey mi” diyor kaptan, “siz sallanma görmemişsiniz”. Soruyoruz, “Hep böyle mi devam edecek”. “Yok, hava kalıyor merak etmeyin yavaş yavaş yumuşayacak yani” diyerek rahatlatıyor biraz bizi. Poyraz var bu akşam. Rüzgâr da sert, deniz de…

balikci-teknesi-7

Malum, sezon iyi başladı bu yıl. Balık bol. Hele de palamut. “Çinakop da bol olacak, istavrit de, öyle görünüyor” diyor kaptan. 2015 oldukça kötü geçmiş balıkçılar için. Balık az olduğu için sezonu zararla kapatmışlar. Bu yıl durumu kurtarmak tek dilekleri. Peki ya hamsi? “Biz hamsi tutmuyoruz. Hamsi ağı başkadır zaten, daha incedir. Bizimkiler uygun değil. Palamut, istavrit, çinakop gibi daha büyük balıklar tutuyoruz. Neyse ki bu sene deniz bereketli, her balıktan var. Çinakop göç balığı mesela. Ekimin başında Boğaz’dan çıkacak, biz tutabildiğimiz kadar tutacağız o sırada. Tutamazsak Çanakkale’den çıkacak ve Yunanistan’a gidecek. Bir daha ne zaman bulacağız, gitti işte. Aralık ayı gelince mezgit ve tekir dışında balık bulamazsın Boğaz’da.”

“Genelde Boğaz’da mı avlanıyorsun kaptan” diyoruz, “Balık nereye, biz oraya” diye yanıtlıyor. “Rotayı kafama göre belirliyorum. Balıkçıların çoğu şu anda Sinop’ta, Karadeniz Ereğlisi’nde, Kefken’de. Ama ben gitmek istemedim. Burada da çok balık var, hava kalınca balık tutarız.” Neden başka tekne yok peki etrafta? “Olmasın, biz varız ya. Kısmetin olduktan sonra her yerde tutarsın” diyerek mevzuya noktayı koyuyor kaptan.

Bir Seferde 220 Bin Palamut
Bu arada çaylar geliyor kaptan köşküne. Ama bu kadar dalga varken nasıl içeceğiz bu çayları bakalım! İkinci kaptanla da tanışıyoruz. Öner Sarı, nam-ı diğer Kulak Dayı. Balıkçıların hemen hepsinin bir lakabı var, isimleriyle değil lakaplarıyla çağrılıyorlar genellikle. Kulak Dayı, Zelkef Kaptan’ın baba yadigârı, onu hiç ayırmıyor yanından. Üç yıldır birlikte çalışıyorlar. 63 yaşında, 11 yaşında başlamış mesleğe. 50 yılı çoktan devirmiş yani. O da Rumelifeneri’nde yaşıyor, Rize Gündoğdulu. O anlatıyor, biz dinliyoruz: “Eskiden koşullar daha zordu tabii ama balık daha boldu. Lüfer balığı o kadar bol olurdu ki beğenip de avlamazdı kimse. Geçmiş zaman, senesini tam hatırlamıyorum şimdi ama denizden bir seferde 480 bin tane lüfer aldığımızı bilirim. Yine bir seferde 110 bin çift yani 220 bin palamut tutmuştuk.”

Kulak Dayı’nın asıl işi balıkları önceden görüp haber vermek. Teknenin tepesinde, kaptan köşkünün üstündeki sandalyesine oturuyor ve denizi gözlüyor. “İşimiz bu bizim. Denizde balık görüyoruz işte. Tecrübe isteyen bir iş bu.” Peki yanıldığı olmuyor muymuş hiç? Balık var sanıyor ama balık çıkmıyor mesela. “Yok öyle yanılmam ama şöyle yanılabilirim; en az 500 kasa balık var derim, 200 kasa çıkar. Ya da tam tersi, 100 derim 300 çıkar. Dipteki balığı zaten anlayamazsın, oynak balıklardan bahsediyorum. Palamut, istavrit, kolyoz, uskumru, hamsi, bunlar oynak balıklar. Mesela kalkanı anlayamazsın, oynamaz çünkü. Diğerleri radara takılır, o takılmaz.”

balikci-teknesi-2

Kaptanlarla birlikte 25 kişi çalışıyor teknede. Herkesin ayrı bir görevi var. “Ağ atılınca görürsünüz herkesin ne iş yaptığını” diyor kaptan. Merakla bekliyoruz… Bu arada kaptanla sohbete devam… “Eli boş döndüğümüz de oluyor denizden. En fazla bin kasa aldık mı döneriz, motorun kapasitesi o kadar. İyi günde tamamen doldurduğumuz da oluyor. Bu tekne 30 metre, fiyatı 4 milyon lira. Sırf teknedeki cihazlar 600 bin lira. Yani ciddi bir yatırım var ortada. Nisanda av yasakları başlar ama bize yine dinlenmek yok. Eylül ayına kadar teknenin bakım, tamir ve hazırlıklarını yaparız. Ağları tamir ederiz. Yılda rahat 300 bin lira masraf var.” “Ne diyorsun yani, yapılacak iş değil mi” diyoruz, itiraz ediyor: “Yok, tekrar dünyaya gelsem, yine bu işi yaparım. Zorluklarını bilerek seçtik bu mesleği. Severek de yapıyorum. Ama ben buraya tepeden inmedim. Bütün aşamalardan geçerek geldim. Borcun harcın olmadıktan sonra iyi iş balıkçılık.”

Biz sohbete daldık, saat bir hayli ilerledi. Güneş batmak üzere. Muhteşem bir görüntü var ufukta. Kıpkırmızı bir güneş gökyüzünden denize iniyor yavaş yavaş, masmavi denizi kızıla boyayarak… Birden sessizleşiyor ortalık, günbatımına saygı duruşu sanki… Martıların bile sesi kesiliyor kısa bir anlığına. Bir sonsuzluk duygusu gelip yerleşiyor içinize… Ve o an zamanı durdurmak istiyorsunuz…

Balıkları Kaçırdık
Saat 20:30. Kaptan köşkü karanlığa gömüldü güneş batınca. Sekiz ayrı cihazın ekranından gelen ışıklar aydınlatıyor içeriyi. Kaptanın bir gözü ekranlarda, bir gözü denizde. Kulağı ise Kulak Dayı’da. Yavaş yavaş yol alıyoruz. Hâlâ durulmadı deniz. Sersemledik biraz ama yıkılmadık, ayaktayız. Kaptan’ın takdirini kazanıyoruz bu yüzden.

Saat 21:00’i gösteriyor. Tam da sallantıya karşı biraz temiz hava alalım diye güverteye çıkmışken kaptanın “Mola” diye bağırdığını duyuyoruz mikrofondan. Anahtar kelime bu, “Balık var, ağ atıyoruz” demek. Ve anında bir koşuşturmaca başlıyor teknede. Denize indirilen küçük botun içindekiler teknenin etrafını dolaşarak ağları atıyor. Ağlardan teknenin etrafında bir havuz oluşturuluyor. Hemen soruyoruz yanımızdaki Kulak Dayı’ya, “Kaç kasa balık çıkar buradan”, “150-200 kasa çıkabilir” diyor. Bakalım tahmini tutacak mı?

Ama kısa bir süre sonra ağlar toplanıyor, keyifler kaçmış. Çünkü balıklar da kaçmış. Mikrofondaki küçük bir arıza ‘Mola’ komutunun geç ulaşmasına, botun denize geç inmesine ve bu yüzden de ağın geç atılmasına neden olmuş. Gecikme dediğimiz sadece saniyeler belki ama denizde saniyeler o kadar önemli ki. Ne yazık ki ilk deneme başarısız oluyor. Kaptanın morali bozuk ama karamsarlığa kapılmıyor, “Daha sabaha çok var” ne de olsa!

balikci-teknesi-9

Gece yarısı olmuş bile. Nihayet deniz duruldu, sallanmıyoruz artık. “Akşam yemeği yiyelim” diyor kaptan. Bu saatte akşam yemeği mi olur demiyoruz; çünkü hem karnımız acıktı hem az önce ağlara takılmış taze palamutlar söz konusu. Bir daha nereden bulacağız? Çoğu kaçmış olsa da karnımızı doyuracak kadar balık tutuldu nasıl olsa. Tavada nar gibi kızarmış, taze palamutlar geliyor. Fotoğrafçı arkadaşım ve iki kaptanla birlikte kuruluyoruz sofraya. Hayatımda yediğim en lezzetli palamutla tanışmış oluyorum böylece

İkinci Günün İlk ‘Mola’sı
Ertesi sabah güneşle birlikte uyanıyoruz. Ortalık sakin, deniz dalgasız. Zelkef Kaptan kumandada, ağır ağır yol alıyoruz yine. Karaburun açıklarındayız. “Günaydın kaptan” demeye fırsat bulamadan ‘Mola’ müjdesini veriyor mikrofonla. Yine bir koşuşturmaca başlıyor. Radara göre istavritler geliyor, haydi bakalım rastgele…

İstavrit palamuttan daha değerli şu anda, daha çok para ediyor. Palamutun kasası 60 lira iken istavritinki 150-170 lira arası alıcı buluyor. “Heyyaaa hooop, heyyaaa hoop” sesleri eşliğinde balık dolu ağlar çekiliyor denizden. İstavritler oynaşıyor ağın üzerinde, biraz da palamut var.

Saat 09.30’da kahvaltı sofrasına oturuyoruz yine iki kaptanla birlikte. Beyaz peynir, tulum peyniri, domates, salatalık, zeytin, pastırma ve yağda sucuk var. Daha ne olsun! Kaptan kahvaltısını çabucak bitirip hemen kumandaya geçiyor yine. Balıkları kaçırmamak lazım tabii…

Balıkçılık gerçekten zor iş; ama kazancı pek çok mesleğe göre oldukça iyi. Personel, balığa çıkmadan önce yaptıkları işe göre en az dört aylık parasını peşin alıyor. Sezonun sonunda da tutulan balık miktarına göre, pulatka denilen bir çeşit ikramiye dağıtılıyor herkese. Giderler çıkartıldıktan sonra elde edilen kârdan pay veriliyor yani. Ocak 15’te kısa bir ara veriliyor, 10 gün sonra tekrar çıkılıyor denize. Balık olmazsa en fazla bir sene idare edebiliyor tekne sahipleri. İkinci sene de kötü giderse durum vahim. Borcunu ödeyemeyen, iflas eden çok balıkçı var bu şekilde. Her sezona büyük bir stresle başlanıyor bu yüzden.

Ağlar Dolanıyor
Saat 10:45. Kaptan’dan günün ikinci ‘Mola’ çağrısı geliyor. Hazırlıklar yapılıyor ama kısa bir süre sonra kaptanın yüzü asılıyor. Bir şeylerin ters gittiğini anlıyoruz. “Sarık geldi” diyor kaptan. Yani ağlar dolanmış. Ağları kurtarmaya çalışıyorlar şimdi. Yırtılmaması gerek ağların, yırtılırsa balıklar kaçar. Hummalı bir çalışma başlıyor teknede, herkes canla başla uğraşıyor. Ağlarda ufak tefek yırtıklar, delikler var. Maharetli eller iş başında, anında onarılıyor. Ağların bir kısmı kurtarılıyor, çok hasar alanlar ayrılıyor. Ama balıkların çoğu kaçıyor bu arada. Yapacak bir şey yok. Kısmet işte!

balikci-teknesi-5

Saat 14:00’te kaptan yine “Mola” diyor. Bu defa palamut var. Akpınar açıklarındayız. Çok dikkatli yapıyor herkes işini, ağların birbirine dolaşmaması lazım. Kaç kasa palamut çıkacak merak ediyoruz. Az sonra merakımız gideriliyor. Ağların misafiri bu defa büyük boy palamutlar, orta boy da var ama çoğu büyük. “70-80 kasa çıkar” diyor kaptan. Bir tane de torik var bonus olarak. Palamutlar boylarına göre kasalanıyor hemen. Teknedeki soğuk hava deposuna kaldırılıyor. Kıyıya varır varmaz kamyona yüklenip balık halinin yolunu tutacak.

Öğle yemeği vakti. Aşçıbaşının yardımcısı Yasin’e sesleniyor kaptan. “Bize istavrit yap, iki tava da tekir” diyor. Zaten toplasan iki tavalık tekir çıkmıştı, o da bize kısmetmiş. İstavrite pek yüz vermiyorum ama tekir çok lezzetli. Yanında da turşu var. “Elle yiyeceksin bu balığı” diyor kaptan, kim takar çatalı bıçağı, emir büyük yerden…

“Biraz moralin düzeldi mi bari kaptan” diyoruz, “bak palamutlar geldi ne güzel. Bir de torik çıktı.” “Allah bereket versin ama aksilik çıkmasaydı iyiydi”. Evet, belki de kasaları doldurmuş dönüyorduk. Şimdi evdeydik ne güzel! Neredeyse 24 saattir denizdeyiz, ne zaman çıkacağız karaya? Dönmek yok” diyor kaptan, “ekmek paramızı çıkartıyoruz burada”. Kaldık yani açık denizde… Dünden beri yaklaşık 120 kasa balık oldu. Hedef bin kasayken bu rakam çok az tabii… Bu arada bir ton mazot yakmış tekne, 2 bin 500 lira ediyor.

Bu Meslek Hata Kaldırmaz
Personelin çoğu Samsun Termeli. Aşçıbaşı Mustafa Özdemir de öyle. 30 yıllık aşçı, üç yıldır da teknede çalışıyor. Daha önce şantiyede aşçıbaşılık yapmış. Şantiyenin tozundan bıkmış, biraz deniz havası alayım demiş. Her gün üç öğün, 25 kişiye yemek çıkarıyor. Ama bazen öğlen yemeği akşam da veriliyor. Personel en çok kuru fasulye, kaptan ise tavuk seviyor, özellikle de kanat. Kumanya aylık toptan alınıyor. “En lezzetli lakerda palamuttan yapılır” diyen Mustafa Şef, ayaküstü bir de lakerda tarifi veriyor bize: “Palamutu temizleyip ikiye bölün, ince bir tığla iliğini çıkarın. Tuzlu suya koyun. Suda bırakacaksanız normal tuz, kavanoza koyacaksanız kalın tuz, turşu için kullanılanlardan. Bir gece suda bıraktınız, kanı çıktı, dilimleyip iyice tuza bulayın. Buzdolabına koyun, bir gece kalsın. Dolaptan çıkarıp cam kavanozun altına ince bir tuz döşeyip üzerine palamutları dizin, sonra yine tuz, tekrar palamut. Kapağını kapatın, buzdolabına koyun. 15 gün sonra afiyetle yiyin.” Aşçıbaşı en iyi lakerda palamuttan yapılır diyor ama Kulak Dayı aynı fikirde değil. “En iyi lakerda torikten olur” ona göre.

balikci-teknesi-23

Ekber Uyar ekibin başı. “Halk dilinde işçibaşı, bizim dilimizde koca reis diyorlar. 20 yıldır bu işi yapıyorum, dört yıldır da bu teknedeyim. İşimiz dikkatsizlik ve hata kaldırmaz. En ufak bir yanlışlık en basitinden sakat bırakır insanı. Karadaki diğer işlere göre çok daha iyi kazandığımız doğru ama çalışma saatlerimiz belli değil, gece gündüz denizdeyiz. İşimiz riskli.” Ekipte herkesin işi belli ve tüm personel elinden gelenin en iyisini yapıyor. Zelkef Kaptan da Kulak Dayı da ekip tarafından çok seviliyor, sayılıyor.

Saatler 21:00’e geliyor. 28 saatten fazladır denizdeyiz. Nihayet dönüş yoluna geçiyor kaptan. Bunda bizim sürekli, “Ne zaman karaya çıkıyoruz” diyerek kafasını şişirmemizin de payı vardır elbette. Rumelifeneri’ndeyiz tekrar, 28 saat önce bindiğimiz yerde iniyoruz tekneden. Teker teker vedalaşıyoruz herkesle. Yaşanan tüm aksiliklere rağmen bizi böyle güzel ağırladıkları için teşekkür ediyoruz. Bu gece limandalar, yarın ufak tefek tamirat işlerinin ardından yine çıkılacak balığa.

Her ne kadar karayı özlesek de iyi ki çıkmışız bu yolculuğa! Bolca taze balık yedik, hikâyeler dinledik. Açık denizde güneşi batırdık, sabah tekrar karşıladık. Sonsuzluk gibi bir gün yaşadık. Canını ortaya koyarak ekmeğini denizden kazanan güzel insanlarla tanıştık. Artık balık yerken onlara bir selam göndermeyi ihmal etmeyiz. Siz de etmeyin olur mu?

Röportaj: Birgül Kopuz
Fotoğraflar: Altan Aykan

YORUM

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.